Mustafa's profileGÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Custom HTML

Güzel Gören Güzel Düşünen ZİYARETÇİLERİM Free Hit Counter
Free Counter

Mustafa

Occupation
Location
Interests
Hayatı çok seviyorum....
ALLAH'a şükrederek...
Yaradılanı seviyorum...
YARADAN'ı bilerek...

Windows Media Player

Custom HTML

Image Hosted by ImageShack.us

GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR.....

Güzel Düsünen Hayatından Lezzet Alır...
Photo 1 of 451

Custom HTML

 
Visit Blinkyou.com GÖNÜL BAHÇEME HOŞGELDİNİZ.... PAYLAŞMAYA HOŞGELDİNİZ... HERŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN... TEŞEKKÜRLER

AŞURE GÜNÜ

AŞURE GÜNÜNÜZÜ TEBRİK EDERİM...
 
Image Hosted by ImageShack.us

BASAMAKLAR...

Image Hosted by ImageShack.us

BİR KUŞ MİSALİ MERDİVENLERİ ÇIKABİLMEK...

Güzel Gören Güzel Düşünür...

SADECE GÜZEL DÜŞÜNÜN...
 
Image Hosted by ImageShack.us

CENNET-CEHENNEM

HER ŞEY BİZE BAĞLI...
CENNET KOLAY DEĞİL...
CEHENNEM LÜZUMSUZ DEĞİL...
 
 
Image Hosted by ImageShack.us

Gül Güzelliği

GÜL GİBİ OLALIM... SAF...TEMİZ...GÜZEL...
Image Hosted by ImageShack.us

HADİSLER REHBERİMİZ OLMALI...

HADİSLER REHBERİMİZ OLMALI...
 
Image Hosted by ImageShack.us

Özgürlük

İNSAN KELEBEKLER GİBİ ÖZGÜR OLMAK İSTER
 
Image Hosted by ImageShack.us

AKVARYUM...

 

      

DONDURMA DİYARINDAN....

Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
href="http://g.imageshack.us/g.php?h=136&i=marasdondme8.jpg">

DOSTLUK

Image Hosted by ImageShack.us

 

Adına Dost Derler

   Hani vardır ya her yerde, hissetmek istersin onun varlığını...

   Hani hep yanıbaşınızdaymış sanırsınız,

ismini söylersiniz dalgınlıkla, her an berabersinizdir...

   Yanında olduğunu unutuverirsin bir andan sonra,

sonra üzüldüğünde o sımsıcacık kollarını açar sana,

sarılır ağlarsın omzunda doya doya...

   Senin sorununu kendi sorunu gibi benimser,

bir kolun bir bacağın olur adeta...

   Ayrılmak istesen de koparıp atamazsın...

   Bir türlü sevindiğinde ise senden fazla mutluluk duyar...

   O senin için farklıdır bütün insanlardan,

tabii sen de onun için...

   Aranızdaki sevginin bitmesine izin vermezsiniz,

kimse bozamaz aranızı, kimse araya girmeye dahi cesaret edemez...

   Ne zaman yardıma ne zaman insana

ne zaman dosta ihtiyacınız olsa hep yanınızda bulursunuz,

kendini adeta sizin için ayarlamıştır...

   Beraber gülüp beraber ağlarsınız, daima olumlu özellikler verirsiniz birbirinize...

   O sana gülmeyi öğretir sen ona kahkaha atmayı...

   O sana emeklemeyi öğretir, sen ona yürümeyi...

   O sana okumayı öğretir, sen ona yazmayı ve bu böyle sürüp gider...

   İşte bunun adına DOST derler...

   Hayatta hiçbir şeyiniz olmasın ama hep bir dostunuz olsun... 

   Dostlarınızın Kıymetini Bilin...

Sanat,Marifet ve İttifak

Image Hosted by ImageShack.us
Sanat,Marifet ve İttifak Gücü ile Mücadele Etmek

Bediüzzaman Said Nursi eserlerinde dinsizlikle, terör ve

anarşi ile nasıl mücadele edileceğini de detaylı olarak

tarif etmiştir.

Bunu da "... Bizim düşmanımız cehalet, zaruret,

ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı san'at, marifet,

ittifak silahıyla  mücadele edeceğiz..." sözleriyle belirtmiştir.

 Said Nursi'nin bu sözleri insanların dinsizliğe karşı

mücadelesinin ne şekilde olacağını anlamak açısından

çok önemlidir. Bediüzzaman yukarıdaki sözünde üç

tehlikeye dikkat çekmektedir:

Cehalet, zaruret ve ihtilaf...

İlk tehlikeye karşı, yani cehalete karşı halkın bilinçlendirilmesi

son derece önemlidir. Yaşadığımız toplumda insanların büyük

çoğunluğu dini bilgiye sahiptir,  Allah'a ve dine inanır. Ancak

yine büyük çoğunluğu dinin ve manevi değerlerin derinliğine inmez,

sadece yüzeysel ve dahası kulaktan dolma bilgilere sahiptir.

Dolayısıyla dinin getirdiği güzel ahlakı gerçek manada hayata

geçirmesi mümkün olmaz. Bu sebeple cehaletin, yani bilgi eksikliğinin

hızla ortadan kaldırılması şarttır.

Bediüzzaman'ın dikkat çektiği ikinci tehlike ise zarurettir.

İnsanlara, iman dışındaki düşünce ve yaşam tarzları birer "zaruret"

gibi sunulmaktadır. Hayatın gerçeklerinden  vazgeçilemeyeceği,

dini yaşamanın buna engel olacağı öğretilmektedir.

 Said-i Nursi'nin son olarak dikkat çektiği ihtilaf tehlikesi de

 bugün mevcuttur.

Bugün dünyada insanlar  arasında birçok konu ihtilaflıdır.

Çoğu zaman fikir birliğine varılamamakta ve pek çok konu

tartışmalara, çatışmalara dönüşmektedir. Bu ihtilaf insanların

en büyük odak noktası  haline gelmekte, güzel ahlak, din ve

ahiret tamamen  unutulmaktadır. Oysa yapıcı bir yaklaşım

 ihtilafları  kolayca çözer. Aklın ve vicdanın yolu birdir.

Bu nedenle bu ihtilafın getireceği kargaşa ve kaos tehlikesine

karşı doğrular çok açık bir şekilde ortaya konmalıdır.

İNSAN BİR YOLCUDUR...

Image Hosted by ImageShack.us
 
 
İnsan bir yolcudur.
Sabâvetten gençliğe,
Gençlikten ihtiyarlığa,
İhtiyarlıktan kabre,
Kabirden haşre,
Haşirden ebede kadar... yolculuğu devam eder.
BEDİÜZZAMAN

DUAMIZ...

Image Hosted by ImageShack.us
 
 
DUA sığınaktır.
DUA sevgimizi tazeleyiş,ruhumuzu ve asli vatanımızı hissediştir.
DUA fukaranın besinidir,gariplerin yol arkadaşıdır,Ezeli sevgiliye giden yolun adıdır.
DUA Allah'ı Allah'la paylaşma noktasıdır.
DUA dünyaya,cehalete,küfre karşı Allah'la birlikte olma hali içinde O'nun adına savaşmaktır.
DUA insanın kendi acz ve yoksulluğunu en büyük zenginlik ve kudret (Allah) karşısında kabullenmesidir.
DUA evrenin sırlarını keşfediştir.Hikmeti Allah'tan öğrenip onu yaşayıştır.
DUA ile açılan kapıdan daha geniş bir kapı yoktur bu anlamda.
DUA Allah katında o kadar değerlidir ki dua eden tek bir insan kaldıkça Allah kıyameti koparmayacaktır.
Ama düyadan semaya yükselen dualar kesildiği anda kıyamet kopacaktır.
DUA sözlerin en güzelidir.Sesten değil kalpten,sevgiden ve nurdan yapılanıdır
Duayla kurtulmayacak tek bir kalp bile yoktur.

Dua hayatın adıdır aslında .Bu yüzden duayı sevgilerimize,dostluklarımıza,kardeşliğimize,aşklarımıza almalıyız.
En güzel haller duayla gelir. Hesapsız dostluğun ,karmaşıklıktan sıyrılıp birliğin,ayrılıktan sonra kavuşmanın,gözyaşının,
cennet kevserlerinin,sevdaların,gurbetlerin habercisi ve müjdecisidir dua.

GÜLÜMSEMEK

Image Hosted by ImageShack.us
 
GÜLÜMSEYİN...
Dostun yüzüne gülümsemek sadakadır.
Çünkü ; yüz,
Kitabın kapağıdır.
Kalbin aynasıdır.
Aksiyonun ve hareketin öncüsüdür !..
***
Fakat !..
Aşırı gülmekten sakın !..
Çünkü ;
“Aşırı gülmek kalbi öldürür.”

Gülümse ;
Sinirlerin gevşesin !..
Dertlerin çözülsün,
Üzüntülerin yok olsun !..
Ruhun, aydınlansın !..
Kalbin ferahlasın

Fakat hiç düşündün mü ?
Bir yanda kahkahalar,
Diğer yanda asık suratlar.
Hoş mu ?!..

Şu halde;
Ne kahkahalar arasında boğul !..
Ne de asık suratlı ol !..
İkisinin arasını bul !..
Çünkü her şeyin ortası iyidir…
***
Gülümse !..
Çünkü gülümsemek;
Huzurun habercisidir.
Mutluluğun görüntüsüdür.
İçtenliğin vazgeçilmez parçasıdır.

Gülümse ve bunda samimi ol !..
Zira samimi olmayan gülümseme,
Sahteciliktir…
İki yüzlülüktür!..

Gülümse !..
Çünkü asık surat;
Değerliyi de,
Makamı da,
Malı da değersiz kılar.
Hayatı yaşanmaz hale getirir!..

Düşün !..
Sıkıntılı bir hayatta,
Malın ne değeri kalır ?
Makamın ne değeri kalır ?
Rütbenin, şöhretin ne değeri kalır ?

Meselâ iyi düşün !..
Evini, dünyanı, hayatını..
Cehenneme döndüren,
Asık suratlı bir kadının,
Güzelliği neye yarar ?!..
***
Gülümse !..
Çünkü ;çevrendeki her şey gülümsüyor;
Çiçekler gülümsüyor,
Ağaçlar, ormanlar gülümsüyor,
Denizler, nehirler gülümsüyor.
Gökyüzünde yıldızlar gülümsüyor.
Havada uçuşan kuşlar, kelebekler gülümsüyor.
Yerdeki böcekler gülümsüyor.
Ve ilkbaharıyla, sonbaharıyla,
Yazıyla, kışıyla..
Bütün bir dünya gülümsüyor.
***
Gülümse ki ;
Hayatın karmaşası içinde kaybolmayasın !...
Gülümse ki ;
Çevrendeki güzelliğin farkına varasın,

Gülümse ki ;
Asık suratlı olmaktan,
Çirkin görünmekten,
Karabasanlardan,
Karanlık hayattan,
Kirli kalpli olmaktan kurtulasın!...
 
 
Image Hosted by ImageShack.us

ALLAH HİÇ KİMSEYE TAŞIYAMAYACAĞI YÜK VERMEZ

 

Alıntı ( NURSEZA )

ALLAH HİÇ KİMSEYE TAŞIYAMAYACAĞI YÜK VERMEZ.!


  

 Allah Hiç Kimseye Kaldıramacağı Bela ve Musibet Vermez

 

 

“… Hiçbir kimse, gücünün yettiğinden fazlasıyla sorumlu tutulamaz” (Bakara, 223)

“Allah, bir kişiye ne vermişse ancak onu yükler kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemez . ALLAH, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.” (Talak-7)

Bir adam Peygamberin sav. Ateşi çok mu, az mı diye elini üzerine koydu. Ateşi çok görünce dedi ki: “ Allah’a yemin ederim ki ateşinin şiddetinden elimi üzerine koyamıyorum.” Bunun üzerine, Peygamber sav şöyle buyurdu: “Biz Peygamberler topluluğuna bela kat kat gelir.” (İbn-i Mace)

Ben, (İbn-i Mesud) ALLAH’ın elçisinin sav şiddetli sıtmaya yakalandığını ve ateşler içerisinde yattığını gördüm ve kendilerine dedim ki: “Gerçekten sen şiddetli sıtmaya yakalanıyorsun”, Peygamber: “Evet , şüphesiz ben, sizden iki kişinin sıtması gibi sıtmaya yakalanırım” buyurdular. “Öyle ise hastalıktan iki sevap alırsınız” dedim. Peygamber sav.

“Evet, iki sevap alırım” buyurdu. (Buhari)

“Peygamberin sav. Ağrı ve hastalığından daha şiddetlisini hiç kimsede görmedim.” Hz Aişe r.a (Tirmizi)

Fakat yinede bazı insanlar karşılaştıkları bela ve musibetlerin ağırlığı karşısında dayanamaz, hatta intihar ederler Bu tür olgular yukarıda sıralananlarla bir çelişki oluşturmaz mı?

Durumu şöyle değerlendirebiliriz. Bazı insanlar bir kıtlıkla karşılaşınca kısa sürede açlıktan ölmektedir. Oysa ki insan metobolizması çok daha uzun süre dayanacak biçimde yaratılmıştır.

Kısa süredeki ölümlerin nedeni ise yanlış beslenme rejimidir. O insanlar bolluk günlerinde

İhtiyaçlarından çok daha fazla gıdaya bedenlerini alıştırdıkları için, kıtlık günlerinde açlığa dayanma ve gıdayı idareli kullanma potansiyelleri devreye girememekte ve ölüm gerçekleşmektedir. Aynen bunun gibi bazı insanlar kendilerini adeta, “zevk için yaşamaya”

programladıklarından, manevi kişiliği gelişmiş, imanı ve ALLAH’a c.c. tevekkülü tam olan

birinin dayanabileceği bir bela ve musibet karşısında bile isyanı ya da intiharı seçebilmektedir.

“Kendilerinin her yıl bir iki defa sınandıklarını görmüyorlar mı? Yine de tevbe etmiyor, öğüt almıyolar” (Tevbe,126)

AŞURE GÜNÜ...

Image Hosted by ImageShack.us
 
Mübarek Olsun

"Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhurdur."Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinir. 
Muharrem ayının onuncu gecesi, Aşure gecesidir. Ertesi günü de Aşure günüdür.
 Muharrem ayı, Kur'an-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Bu ayın en kıymetli gecesi de Aşure gecesidir.
Allahü teâlâ, birçok duâları Aşure günü kabul etmiştir. Bugünde Cenab-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bu­lunmuştur

Aşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Suresinin ikinci ayeti olan
"On geceye yemin olsun" ifadelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
 

Aşure Günü Olanlar:

·  Yerlerin ve göklerin yaratılması,
·  Hz. Âdem'in tövbesinin kabûl edilmiştir.
·  Hz. Nuh'un gemisi Cudi Dağının üzerine demirlemiştir.
·  Hz. Yûnus'un balığın karnından çıkması,
·  Hz. İbrahim (a.s.)'in dünyaya gelmesi ve ateşten kurtulması
·  Hz. İdris'in göğe çıkarılması,
·  Hz. Süleyman (a.s.)'a saltanat verilmesi,
·  Hz. Yakub'un oğlu Hz. Yusuf'a kavuşması, gözlerinin görmeye başlaması, Hz. Yusuf'un kuyudan çıkması
·  Hz. Eyyûb'un hastalıktan kurtulması,
·  Hz. Musa'nın Kızıldeniz'i geçmesi ve Firavun ordusu ile birlikte helak olması,
·  Hz. İsâ'nın doğumu ve ölümden kurtulup, diri olarak göğe çıkarılması Aşure günü oldu.
·  Hz. Musa (a.s.)'nın Firavun'un şerrinden kurtulması
·  Hz. Hüseyin (r.a.)'in şehid edilmesi
·  Kıyâmetin kopması da Aşûre günü olacaktır.
·  Hz. Aişe'nin belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Aşura gününde değiştirilirdi.



Farkında mısınız?

FARKINDA MISINIZ ???
 
Image Hosted by ImageShack.us

Bu da Geçer Ya Hû!

Bu da Geçer Ya Hû!

Dervişin biri,uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır.Karşısına çıkanlara kendisine yardım edecek,yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar.Köylüler kendilerinin de fakir olduklarını,evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini tavsiye ederler.
Derviş yola koyulur,birkaç köylüye daha rastlar.Onların anlattıklarından Şakirin bölgenin en zengin kişilerinden biri olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında başka bir çiftlik sahibidir.

Derviş Şakir’in çiftliğine varır.Çok iyi karşılanır,iyi misafir edilir,yer içer, dinlenir.Şakir de aileside hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır…

Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir’e teşekkür ederken, “Böyle zengin olduğun için hep şükr et.”der. Şakir ise şöyle cevap verir: “Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen gerçeğin ta kendisi değildir. Bu da geçer…”

Derviş Şakir’in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür.Bir kaç yıl sonra dervişin yolu yine aynı bölgeye düşer.Şakir’i hatırlar,bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylüler ile sohbet ederken Şakir den söz eder. “Haa o Şakir’mi” der köylüler, “O iyice fakirledi,şimdi Haddad’ın yanında çalışıyor.”

Derviş hemen Haddad’ın çiftliğine gider,Şakir’i bulur.Eski dostu yaşlanmıştır,üzerinde eski püskü giysiler vardır.Üç yıl önceki bir sel felaketinde bütün sığırları telef olmuş,evi yıkılmıştır.Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad’ın yanında çalışmak kalmıştır.Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad’ın hizmetkarıdır.

Şakir bu kez Derviş’i son derece mutevazi olan evinde misafir eder.Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır…Derviş vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir’den şu cevabı alır: Üzülme…Unutma,bu da geçer…”

Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer.Şaşkınlık içinde olup biteni öğrenir.Haddad birkaç yıl önce ölmüş,ailesi olmadığı içinde bütün varını yoğunu en sadık hizmetkarı ve eski dostu Şakir’e bırakmıştır.Şakir Haddad’ın konağında oturmaktadır,kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır.

Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: “Bu da geçer…”

Bir zaman sonra Derviş yine Şakir’i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Şakir’in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: “Bu da geçer…”

Derviş, “ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır nede mezar.Büyük bir sel gelmiş,tepeyi önüne katmış,Şakir’den geriye bir iz dahi kalmamıştır…

O aralar ülkenin sultanı,kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki ,mutsuz olduğunda umudunu tazelesin,mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın…Hiç kimse Sultanı tatmin edecek böyle bir yüzük yapamaz.Sultanın adamları da bilge Derviş’i bulup yardım isterler.Derviş, Sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir.Kısa bir süre sonra yüzük Sultan’a sunulur.Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: “Bu da geçer” yazmaktadır.

TESETTÜRLÜYÜM, ÇÜNKÜ...

 

Alıntı (AY PARÇAM)

TESETTÜRLÜYÜM, ÇÜNKÜ...

  

Fotoparked®|Resim Yükle
Fotoparked®|Resim Yükle

TESETTÜRLÜYÜM CÜNKÜ...

Allah'ı hatırlamak ve hatırlatmak için... Yaratılış gayemin gereği... Özel olduğum için ... Özel hissettiğim için ... İnsanların gözünde değil Rabbimin nazarında özel olduğum için... Kulluğumun gereği... Rabbimin rızasını kazanmak için... Tesettürlüyüm diyorum. Örtü, yükseklerden bir emir ve yüksek bir eylemdir! Allah'tan kuluna mahsus bir hediye, Mü'mine mahsus bir ahlaktır! Göklerden gelen hediyeyi kabul ettiğim için Tesettürlüyüm.... Tesettürlüyken daha rahat olduğum için, Dışarıda kendimi en rahat hissedebileceğim giyim şekli olduğu için, Allah rızası için, Birtakım kötü gözlerden koruduğu için, Tesettürlü bir insan dış görünüşüyle değil de kişiliği ve ahlakıyla davranışlarıyla, düşünceleriyle ön planda olduğu için... Tesettürlüyüm çünkü hürüm ben... tesettürüm sayesinde namahremim saygı duruşuna geçmek zorunda... (öyle bir temsil etmeliyim ki bu olmak zorunda) Tesettürlüyüm çünkü Hak böyle istiyor... Hakk istedi mi, şek yok şüphe yok koşul yok şart yok... Tesettürlüyüm çünkü; hürüm ben... Budur sebebi örtümü başımda taşırken gözlerimin ışıması... Gurur addetmeyiniz... Tesettürlüyüm çünkü ; ben çiçek gibi taşımıyorum başımda örtümü ben örtümü kurşun gibi yüreğimde saklıyorum Tesettürlüyüm çünkü ;, değerliyim!! Tesettürlüyüm Çünkü... Kem gözler-çirkef bakışlar bana göre değil.... Tesettürlüyüm Çünkü... Allah'a İtaat Ediyorum... Tesettürlüyüm....Çünkü Allah'a Teslim oldum... Tesettürlüsün Çünkü güzelsin ve güzel olduğun için gizlisin(saklısın),Gizli olman emredilmiş...Göz önünde olanın, kolay ulaşılanın ne değeri vardır ki?... Tesettürlüyüm Çünkü; Yüce Rabbim emretmiş. o, bu dedi diye vazgeçecek kadar basit olsaydı başımda taşımaya utanırdım. elhamdülillah gururla taşıyorum.... Tesettürlüyüm Çünkü; "O" öyle emretti. Tesettürlüyüm Çünkü; AHLAK ANLAYIŞIMDIR Tesettürlüsün Çünkü; Büyük bir Allah ağrısı çekmeyeceksin ... Tesettürlüyüm Çünkü; o benım kımlıgım !! Tesettürlüyüm Çünkü; Rabbim in verdiği bedenle dünyaya cihat için gönderildim. onu koruyacak en güzel zırhtır tesettür ... Ve silahimdır başörtüm ... zalime ve zulme karşı direnmek ben Rabbimin emriyim dıye haykırmak için... Tesettürlüyüm Çünkü; başımda bulunan ufak bir bez parçasıyla sevap kazanıyorum, Tesettürlüyüm Çünkü; İslam'dan rahatsız olanlarla kavgasız,gürültüsüz,kansız-cansız ancak böyle savaşabiliyorum, Tesettürlüyüm Çünkü; öbür tarafta tesettürsüzden tek ayrılcalığım bu olacak, Tesettürlüyüm Çünkü; zevk alıyorum, Tesettürlüyüm Çünkü; kendimi seviyorum,Rahat yaşıyorum çünkü;TESETTÜRLÜYÜM...

Daha ötesi var mı?





                                    
Fotoparked®|Resim Yükle
 


CENNET

ALLAHIM...BİZE CENNETİ VER...!
BU DÜNYADA GÖSTERDİĞİN GİBİ.
 
 
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

Bu Çocuklar Ölmek Değil, BÜYÜMEK İSTİYOR...

NE OLUR DUYALIM SESLERİNİ...
 
Image Hosted by ImageShack.us
 
http://mavci46444.spaces.live.com/blog/cns!F29DBE35B6E5FC14!1114.entry
by 
by 
by 

Image Hosted by ImageShack.us

        Kırmızı gülHOŞGELDİNİZKırmızı gül

Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!

Thanks for visiting&comment!

PAYLAŞMAK GÜZELDİRGöz kırpma

Beğendiğiniz Herşeyi Alabilirsiniz...Sır veren

Yorumlarınıza değer veriyorum..Kırmızı gülE-postaKahve fincanı

Herşey Gönlünüzce Olsun.Kırmızı gülKırmızı kalpKırmızı gül   

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
ahmed akwrote:
hat1ar3bt1
 
Zarafet ve güzelliğin davranışlara yansımasıdır edeb. Toplum hayatı içerisinde yaşayan insanların¸ en çok muhtaç olduğu ilişkilerdeki ölçüyü ve hoşça geçinmeyi öğütler bize. Güzelliği çağrısında¸ kötülüğün karşısında edeb vardır. Ruhu lekeleyen çirkinliklerden koruyan¸ insanı meleklerden üstün kılan özelliktir. Edeb mutlak güzelliktir.
İnsan edep sayesinde yüksek bir kültüre¸ yüce bir irfana erebilir. İnsan ibadetlerle cennete girebilir ama edeple Rabb'ının huzuruna varabilir. Sevgili Peygamberimizde miracda Hakk huzurunda bulunmanın edebine riayet ederek¸ gözünü ondan saptırmadan ve başka şeye kaydırmadan O'nun yakınlığına kavuşmuştu. Çünkü Habibini Yüce Rabbi terbiye etmişti.
Edeb hayırdır. Edeb sahibi¸ îmânı ve tevhidi kendine yâr eder. Edebi olmayan¸ îmânını kaybeder¸ îmânı olmayan da iki âlemde içini¸ dışını ve yerini nâr eder. Güzelliğe gönül verenler hep güzellerle ve güzel işlerle birlikte olurlar. Ruhunu terbiye edip¸ hoş gönülle insanların içinde yaşayanlar¸ daima örnek gösterilirler. İç temizliği dışa da yansır.
Cüneyd-i Bağdadi¸ hacca giderken Bağdat'a uğrayan talebelerinin son derece saygılı ve nazik davrandıklarını görünce Ebu Hafs'a¸ "Gönül bağlılarını saray mensupları gibi edeplendirmişsin" der. Ebu Hafs'da ¸ "Onların bâtınlarındaki edeb¸ zahirlerine yansımıştır" diye cevap vererek gönül bağlılarının gösterişçi bir davranış içinde olmadıklarını beyan eder. Tasavvufun insan ruhuna olan etkilerine işarette bulunur. Nitekim bir hadis-i şerifte; "Kalbi huşû içinde olanın¸ bedeni de öyle olur" denilmiştir.
Hulûsi Efendi (k.s) de¸ bir mektubunda şöyle buyurur:
"Zâhiri edebin¸ mânevî kemâlin âyinesidir. Bir şişeye ne koyarsan onu gösterir."
Ehl-i edeb; güzel konuşan¸ bilgi sahibi olan¸ nefsini terbiye eden¸ haddini bilen¸ gönlünü temiz tutan ve ruhunu berraklaştıranlara denir.
Büyüklerin yanında edebli bir şekilde bulunmak ne güzel şeydir. Allah'ın yarattığına hürmet etmek¸ Hakk'a hürmet etmek gibidir. Edebi terk etmek¸ huzurdan kovulmaya sebeptir. Büyükler "Huzur sergisinde edepsizlik eden¸ kapıya konur" demişlerdir.
Güzel amellerde bulunmaya edeb¸ güzel konuşma ve yazma sanatına da edebiyat denmiştir. Allah'ın adı ile besmeleyle bezeli bir kapıdan girilerek¸ edebinden kızaran gülün timsali¸ muhabbetin seyriyle çıkılan bu gülşende güzellikler sizlerle olsun




A.ŞEMSETTİN ATEŞ- SOMUNCU BABA DERGİSİ
 
selam ve dua ile hayırlı cumalar kardeşim
Aug. 14
ahmed akwrote:
Rabbimin İsmi Kuşatmıştır Tüm Mevcudatı..

Rahmansın, Rahimsin. Ne demek Rahman-Rahim? Kelime anlamı olarak aynı kökten gelmesine rağmen anlamları farklıdır. Merhamet eden, rahmeti ile her yeri kuşatan gibi çeşitli anlamlar vardır.

 

Dünyada her kuluna karşı merhametlisin Sen Rahman isminle. Öyle merhametlisin ki Sana inanmayanlara bile merhamet edersin, onları rızıksız bırakmazsın. Siz beni dünyada zikredin Ben de sizi ahirette zikredeyim dersin Rahim isminin tecellisi ile işte Rahim demek ahirette sadece mü’min kuluna karşı merhametlisin. Öyle büyüksün ki, ilmin, rahmetin, merhametin o kadar büyük ki anlayacak akıl, fikir lazım bize seni anlayacak, emirlerini yerine getirecek akıl, fikir, ilim ver.

 

Hamdimiz sanadır, yakarışımız sanadır, edebimiz, zikrimiz, fikrimiz Seninledir. Ne istersek Senden istet, nereye bakarsak tecellilerini göster. Esmâu’l Hüsnâ isminin ilkidir Er-Rahman Rahman sûresinde  şöyle der “Öğretti kuranı, yarattı insanı…”
Fatma Yüksel
selam ve dua ile kardeşim
June 16
ahmed akwrote:
 

O öyle bir güzel ki,
Bütün kâinatın dili O’nu anlatsa yine de azdır.

O öyle bir güzel ki,
Çöllere düşen âşıklar, çölün sıcağından değil, O’nun aşkından yanıktır.

O öyle bir güzel ki,
Gül O’nun terindendir.

O öyle bir güzel ki,
Güller yaprak yaprak ellerini semâya açmışlar aşkından coşmaktalar.

O öyle bir güzel ki,
Güller âşık olan bülbüle yüz vermez; O’nun aşkından hazan yaprağı olup kavrulur.

O öyle bir güzel ki,
İsmi anılınca kalplerde sürur; yüzlerde tebessüm dolaşır.

O öyle bir güzel ki,
O’nsuz duâya bile başlanmaz,

O öyle bir güzel ki,
Çünkü o Rabbim’in Habîbi, kalplerin tabibi.

O öyle bir güzel ki,
Güzel kelimesi hiçbir şeye bu kadar yakışmamıştır.

O öyle bir güzel ki,
Sevdası asırlar geçse de taptaze hiç solmaz.

O öyle bir güzel ki,
O’nun gönül bahçesine giren dikenler hep gül oldu.

O öyle bir güzel ki,
Zıt olan kalpleri birleştirip tek yürek yaptı.

O öyle bir güzel ki,
O’na her devirde sabâ rüzgârıyla selâm yollayan âşıkları var.

O öyle bir güzel ki,
Bütün güzellikler O’nun kapısında âciz kalmış.

O öyle bir güzel ki,
Rahmân’a giden kapıları bize O açtı.

O öyle bir güzel ki,
Beşeriyetin bütün sıkıntılarına hep ümit saçtı.

O öyle bir güzel ki,
İki cihanda da övülmüş.

O öyle bir güzel ki,
Doğmadan makamı verilmiş.

O öyle bir güzel ki,
 ALLAH ve melekleri O’nu çok sevmiş.

O öyle bir güzel ki,
En zayıf insana bile; «Ümmetim!» demiş.

O öyle bir güzel ki,
Ne yokluk O’nu üzmüş ne varlık O’nu sevindirmiş.

O öyle bir güzel ki,
Âlemlere rahmet tüm mahlûkata şefkat ve merhametle gelmiş.

O ki,


O yüzden varız...
 

Elif MENCET--Yüzakı Dergisi

 
selam ve dua ile kardeşim
June 2
ahmed akwrote:
Çetin Yolların, Metin Yolcuları..

“Korkma! Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.
Bu yol ki Hak yoludur, dönmek bilmeyiz yürürüz.” (M. Akif Ersoy)

Yolcu yolunda gerek..

Sırat-ı müstakim olsa dahi yolun, yürümezsen seni bir yere götürmez!
Meskenetin çukurunda kalakalırsın,
Bir arpa boyu dahi yol alamazsın…
Çetin yolların, metin yolcuları olur; yol yolcusuz kalmaz.

Her yürüyüşün bir makamı vardır.
Sen, doğru makamda yürümezsen başka yiğitler yürür.

“İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini Allah’a satar.” (Bakara: 20 )

Donan, donanamaz;
Donmadan, donan!

Düzgün hamleler yap; emin bir zemin üzerinde yürü; devingen ve direngen ol. Âtıl kalma; âtıl kalan, bâtıl olur. Yolda duran yoldan çıkar; çıkarları yol edinir…

Fecir yakındır, yakinin varsa.

Letafet ve metanetle yürürsen perde perde karanlıklar yırtılır; altın saçlı sabahlar tüllenir ufkun yaslı yanaklarında…

Herkes yüreği nispetince yürür.

Zaman, yürekleri test etme zamanıdır.

Yola revan ol, yokuşları aşmaya azmet.

Yılmadan, yorulmadan zirvelere geril.


Yolun, yönün belli, yar için terk-i diyar eden yiğitleri anımsa. Bunu önemse; meşakkatler şevkini kırmasın.

Yalpalamadan yürü! Yürüyüş şanlı bir duruştur, duruluştur, doğruluştur.
Yürüyen büyür; büyüleri bozar,
Zengin dünyalara açılır,
Engin ufuklara varır.

“… Yollarımızı onlara açarız...” (Ankebut/63)

“... Rabbinden gelen nurla yoluna devam eder. (Zümer/22)

İlahi lutfa mazhar ol! Zafer, seferin meşakkatlerini göğüsleyenlerindir. Bu yolda mağlubiyet dahi galibiyettir.

Dik dur, yolun dik/enlerine aldırma; mukavemet et, kutlu seferin neferisin.

Yola koyul!

Yürüyen varır, var olur, varlığına anlam kazandırır…

Ve’l akıbetu li’l muttakiyn!...


Nesip Hiçyılmaz
selam ve dua ile kardeşim
Apr. 27
 
Yüreğim neden böyle kırılgan oldu Ya Rab!

Ben ki, senin izninle tüm tasalara göğüs gererdim.
Peygamber hatırası bir tebessümle karşılık verirdim
Elini kaldırıp üstüme yürüyene bile…
“Kötü söz sahibinindir.” der sabrederdim.

……….ve sen Ya Rab!
Yine senin lütfûn ile sahip olduğum

Bu ahlâka şükretmem için hep izin verdin.
Korumam için hep yardım ettin.
Gün olmadı ki, bu davranışlarımın

Karşılığında katından bir ödül bulmayayım…
Gün olmadı ki, dilimden düşmediğin anlarda
Tebessüme dönüşmesin bahşettiklerin…

Ne zaman ki senin sohbetinden sıyrıldı yüreğim,
İşte o günden beri biçareyim!
Ne zaman ki kalbimdeki yerini başka heveslere pazarladım,
İşte o andan beri avareyim!
Senden uzaklık ateşmiş Ya Rab!
Yanıyorum, merhamet et!

Gül kokulu bahçeler düşlemedim.
İçinde türlü nimetlerin olduğu cennetler hayal etmedim.
Sana sığındığımda tek duam vardı dilimde…
“Rabbim sana layık olmam için bana yardım et.”
Seni her zerremde hissetmeyi diledim hep…

Dert ortağım sendin.
Dostum sendin.
Kendi kendimle konuşmalarımda ve hesaplaşmalarımda
Tasdik edicim sendin.
Sorularıma yanıtlar bulurken baktığım her yerde,
Kaynağının sen olduğunu bildiren sendin.
Lakin senden uzaklara düşürdüm yüreğimi…

Şimdi ümitlerimi ellerimle baltalıyor,
Nefret rütbeleri giydiriyorum benliğime.
Ne zaman ki, dalganın kıyıdan çekilişi gibi
Çekildi yüreğim nihai hedefinden,
Bil ki canlı olan ne varsa yok oldu bedenimden…
Tüm kiri görünür oldu gözüme benliğimin.
Senden uzaklık perişanlıkmış Ya Rab!
Ölüyorum, merhamet et!

Şimdi Yunus’ça yalvarıyorum.
O Taptuk ki, senin kulundu,
Varamadı aşık Yunus onun dergahına eğri odun ile…
Bense tüm dalları eğri bir ağacım.
Affet beni Ya Rab!
Yine yüreğime kurdum tahtını..
Sana döndür yüzümü, beyaza boya bahtımı...

Rabbim! Bedenimi de ruhumu da

Öyle bir kapla ki varlığınla,
SENDEN BAŞKA BİR ŞEY KALMASIN
 
SELAM VE DUA İLE KARDEŞİM HAYIRLI AKŞAMLAR..
Feb. 11
Feb. 1
ahmed akwrote:
HAYAT NE GARİP
Hayat ne garip, bu yolculuğa başlarken herkes gülüyordu, bir tek ben ağlıyordum. Yolculuğun son deminde ise ben gülerken herkes ağlıyor olacak büyük bir ihtimalle. Garip olmasına garip de, acaba garip olan hayatın kendisi mi, yoksa biz insanoğlu mu? Hayatın bir garip yanı varsa, oda olsa olsa bizim gibi biçare yolculara yoldaşlık etmek. Yol bilmez, iz bilmez, dilinden keşkeler düşmez, neden diye sorgulamayı kendine siper edinmiş yolcularla ne kadarda başarılı bir ömür filmi çıkarılabilir ki. Hayat senaryosuna ne kadar başarısızlık yüklenebilir ki, senaryoda yazılanları idrak edemedikten sonra. Yönetmenin asıl ifade etmek istediğini çekip alamadıktan sonra.

Oysa hayat filmi öyle titizlikle kaleme alınmış ki, her şey büyük bir intizamın gölgesinde ilerliyor. Ağlanması gereken yerde ağlanıyor, gülünmesi gereken yerde gülünüyor. Koşulması gereken yerde koşuluyor, durulması gereken yerde duruluyor. Bütün bir film boyunca ev sahipliği yapan evren seti ve başrol oyuncularının en iyi rolü sergileyebilmesi adına arka planda koşuşturan, hiç görünmeyen ama bu senaryonun yapı taşlarını oluşturan varlık ekibi ve yapılan tüm hatalara rağmen tövbe ettirip yeniden bir şans daha veren yönetmenin tek amacıdır, bu yaşam filmiyle oyuncuya asıl idrak etmesi gerekeni göstermek. İşte bu öyle bir idrak ki, ya bu filmin sonun da yok olup gidersin hiçliklere doğru, ya da daima ayakta alkışlanırsın anlatılması gerekeni hakkıyla anlattığından ötürü.

Kimi zaman neden ben diye bir soru düşer ya aklımıza, gaflet deryalarında yüzerken. Neden olmasını yüreğimizden uzak tuttuğumuz vakitlerin seherlerini hep gözler kapalımı bekleriz. Neden hep mutluluk isteriz, neden güzellikte ısrar ederiz. Neden hep ben ben deriz. Oysa mutluluğun büyüklüğü, çekilen acıların büyüklüğüyle örtüşmez mi, ya güzellik, çirkinliğin yaratılmasıyla bir şükür vesile olmamış mıdır? Özlem, sevgiyi yürekte perçinleyen değil mi, elem hala bir şeyler hissettiğimizin emaresi değil midir? Acının varlığı değil midir duyarlılık sınırımızı belirleyen. Bencillik kalbi mühürleyen bir nefis bekçisi değil mi? Biz vadilerinde özgürce koşmak varken, neden bencillik zindanlarında kaybolmalı ki insan. Her yaratılana neden vardır bir hikmeti gözüyle bakılmaz ki. Tevafuklar nasıl rastlantı diye anılır ki. Oysa yöneten bilmez mi, neyi nereye koyacağını, hangi sahnede neler oynanacağını, repliklerde onun dilemediği bir şeyin söylenemeyeceğini. O, her şeyi hakkıyla bilendir. Dilediğini dilediği gibi evirip çevirendir. Bize düşen senaryoyu hakkıyla oynamaktır. Ve yönetmene itaatkâr bir oyuncu olmaktır.

İşte asıl garip olanın ta kendileri bizleriz. Maddi kazançları ebedi sanan, manevi kazançların hükmünü anlamayan, Mutlulukları dünyadakilerden ibaret bilen, acıları olgunluk vesilesi olarak algılayamayan, hasret ve özlemle büyümek yerine, her saniye küçülen, her şer altında bir hayır aramak yerine, neden feryatlarına sarılan, sevdayı yaratana ithaf etmek yerine, yaratılana iltifat etmekte bulan, vuslatı tebessümle beklemek yerine, acı bir son diye nitelendirmek, paylaşmanın zevkini, anlık doyumsuzluğuna tercih etmek, yüreklere Yaradan dan mükâfat olarak bırakılan sevgisini bile karşılık beklemeden sunamayan, asıl tüm garipliğine rağmen itiraftan aciz kalıp, hayatı gariplikle suçlayan bu aciz gönüller garip, hem de biçareliğim kol gezdiği şükürsüzlük ikliminde…


Hamdolsun duyguları, kalem mızrabıyla nakşettirene…

Ilknur Doğanay
Selam ve dua ile hayırlı günler kardeşim
Jan. 27

 

Nefsim! Hani söz vermiştin, "Evet, Sen benim Rabbimsin“ demiştin, hani vefan nerde kaldi?!

Dalmışsın bir "oyundan ve eğlenceden“ (Muhammed,36)ibaret olan dünya hayatına, sana verileni tepip sanki "İslam öncesi cahiliyyesini arıyorsun“( Maide,50)

Uyan artık, "Kim ALLAH(cc) ile olan ahdine vefa gösterirse ALLAH(cc) ona büyük bir mükafat verecektir.“ (Fetih,10)

Sen "Kur'ani düşünmüyor musun,yoksa kalbin kilitli mi?!“ (Muhammed,24).Rabbim seni hem müjdeliyor,hemde korkutuyor, tercih senin elinde. Henüz geç değil, pişman olmadan değiştir kendini çünkü SENİNDE BİR DAHA Kİ SANİYEDE NEFES ALIP VERECEĞİNE ELİNDE GARANTİ BELGEN YOK! Şöyle bir silkinip, yeniden İslami Dirilişe deyip, "sadece Rabbini büyük tanı“ (Müddesir,3) ve Dua et, Dua et,Dua rahmetin anahtarıdır.

Dua et ki yeryüzünde bütün müslümanlar kardeş olsun, kalplerindeki kin kalsin,Tevhid bayrağı altında toplansınlar..

Dua et ki Zalimlerin,emperyalist güçlerin zulmünde inleyen Mazlumlara, Müslüman kardeşlerimize ALLAH(cc) sabır versin, zira sabredenler müjdeleniyor (Bakara,155)

Dua et ki bunca işkenceye dayanamayıp "Hayye alel cihad“ diyen yiğitlere,mucahidlere ALLAH(cc) güç,kuvvet ve aşkıyla kavruldukları şehadeti nasip etsin..

Dua etki İmana saldırıların arttığı şu zamanda Mücadele Aşkından,Cihad ruhundan, yüreğindeki İslam gülünden ayrılma ki böylece"yegane barınak olan Cennette nail olasin.“ (Naziat,40/41)

Dua et ki meydanlarda "Din ALLAH(cc)'ın oluncaya kadar“(Enfal,39) savaşamıyorsan, yaşantınla cihad edip bunun için çaba sarf et, bilesin ki "ALLAH(cc) katında rütbe bakımından daha üstün ve kurtuluşa erenlerden“ (Tevbe,20) olacaksın.

UNUTMA, herzaman ALLAH(cc) için Dua et "yalvara yakara ve gizlice Dua et.“(Araf,55)“Kendi kendine yalvararak ve ürperek yüksek olmayan bir sesle sabah aksam Rabbini an, gafillerden olma.“ (Araf,205)

UNUTMA, "ALLAH(cc)'a muhtaç olan sensin“ (Fatir,15). O Sameddir, hiçbirseye muhtaç değildir. “El açıp yalvarmaya layık olan ancak O`dur.” (Rad,14)

Ve unutma, sabret, yılma, sen müslümansın, sen güçlüsün, sen özelsin “Gevşeklik gösterip,üzüntüye kapılma. Eğer inanmışsan üstün gelecek olan sensin”. (Al-i imran,139)

 

hayırlı akşamlar . selam ve dua ile.. 

Jan. 24
ahmed akwrote:

~~Bir Düşünüş Kırıntısı  ~~

Yaşanılan her şey, durgun bir suya akseden görüntüler gibi. Nasıl engin sular bile hafif bir esintiye yenik düşüp dalgalanırsa; hissiyât da derinleştikçe, yaşanılanların gidişâtındaki en ufak bir seyirme öyle allak bullak eder gönülleri...

Olanları kavramaya çalışan zihinler, hemen sarılırlar sebepler zincirine. "Nedir bu hal? Bu da neyin nesi? Nerden nereye bu gidiş!" Zihinler ardı arkası kesilmeyen soruların esaretinde…

Ne kadar zor, bir şeylerin adını koymak, ne kadar da anlamsız yaşanılan her şeyde bir ismin gölgesi altına sığınmaya çalışmak. Yoksa bizim kavrayamadıklarımızdan oluşan bu anlamsızlıklar içinde boğuluşumuz; bir beşer idrâkinden yansıyan sebepsiz anlayamama acziyetinin verdiği bir kargaşa mı?

İllâ görmek, kavramak, ve "bu, budur demek" mi lazım!

Oysa her bakış, bir görüşün mü alâmetidir? Her duyuş, bir anlayışın, bir kavrayışın mı eseridir?

Öyle olsa güç yetirebilir miydik yere, göğe ve her ikisi arasındakilere pervasızca savurduğumuz bakışlara? Bir bakışın idrakiyle titrerken, bir ikincisine cesaret edebilir miydik?

Zerreden kürreye her birinde Cenâb-ı Hakk'ın ilâhî ihtişamını seyretmek, benliklerimizde keyifli bir kahkaha mı; yoksa gafilliğin ve nankörlüğün idrâkiyle, Rabbimizin mülkünde başıboş gezişimizin verdiği mahcûbiyetle bir iç muhasebesi hâline bürünmek mi olurdu?

Oysa ne de çabuk unutuyoruz:

"İnsan başıboş bırakılacağını mı zannediyor?!" (Kıyamet, 36) hitâbına muhatap olduğumuzu...

Eğer gerçekten her duyuş, bir anlayış kabîlinde olsaydı; inleyen, zikreden ve yalvaran mahlûkâtın, hisli gönüllerinden yükselen bir nidâya dahî muvaffak olmak, hissedişle sığ olan bu gönüllerimizi kendinden geçirip engin deryalara açılan birer pencere hâline getirmez miydi?

Yaşam bizim için "Böyle gelmiş, böyle gider..."lerden daha öteye geçip, gerçek bir kulluğu yaşama idrakine dönüşmez miydi?

Yaşadığımızı, tattığımızı sandığımız "sevgi", dillerde dolaşan bir lakırtı olmaktan kurtulup kalpleri yakan bir uyanış hâline gelmez miydi?

Îmânımızın şahlanışını ruhumuzda seyretmez miydik? Hem bu şahlanış, "Ben!.." diyen nefsimize, "Bana!.." diyen menfaatçilere, peşimiz sıra kuyumuzu kazan, karanlıkları yaldızlı boyalarla sıvamaya çalışan iblise ve O'ndan, O'nu anmaktan, O'nu sevmekten, O'na kul olmaktan bizi alıkoyacağını bildiğimiz, bilmediğimiz varolabilecek her şeye bir başkaldırı olmaz mıydı.

Peki nedir hâlâ sebât edişimizin sebebi?

Bu anlamsız ve yersiz sükût da neyin nesi?

Daha bürünmedi mi gözlerimiz aşka!

Biz hâlâ o pembe masalların diyarlarında mı kaldık? Yoksa hayalle gerçeği birbirinden ayıramayacak kadar çıkmaz hülyalara mı daldık? Ya da biz "Ben, insanları ve cinleri yalnız Bana kulluk etsinler diye yarattım!.." (Zâriyat, 56) buyruğuna muhatap olan insan ve cin toplulukları içerisinde başka bir boyutta mı yaratıldık?

   Düşünceler!

Baktığımız her şeyde yeni bir düşünüş...
İbret mi alıyoruz, hikmetleri mi anlamaya çalışıyoruz? Yoksa bütün bunları tefekkürün inceliklerine dalış zannedip de yalnızca kendimizi mi oyalıyoruz?

Cenâb-ı Hak; "Biz dünya hayatını oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık" derken, peki bizim bu anlayışımız, daha nereye kadar?

Saniyeler dakikaları, dakikalar ânları, anlar yaşanılanları kovalayıp durdu. Toprak bile bağrında sakladığı tohumdan bir ağaç büyüttü.

Örümcek bozulmasına inat, her gün yeniden ördü ağlarını...

Kuşlar bıkıp usanmadı kırık dökük yuvalarını yeniden inşa etmekten.

Bir bebek bile "düşe kalka" derken yürümeyi, "birkaç kelime" derken konuşmayı öğrendi.

Bizler de biz olalı neler yaptık?..

Neler yapıyoruz?!.

 
 
Amine Birbilen

SELAM VE DUA İLE KARDEŞİM HAYIRLI CUMALAR

Jan. 22
ahmed akwrote:

 

Musibetlerin günahlara keffaret olduğu söyleniyor. Peki musibetlerde mahsum ve günahsız insanlar da zarar görebiliyor. Bunu nasıl açıklarsınız ?



Bela ve musibetlerin mü’minler için bu dünyada yaptığı hataların karşılığıdır. Ancak bu musibetlerde günahsız ve masum insanlar da zarar görmekte, canları ve malları heder olabilmektedir. Bu noktada akla gelen sorulardan ilki “bu musibetlerden sadece günahkarlar nasiplerini alsalar, masumlar almasalar olmaz mı ?” sorusudur.

Bu durumu Rabbimiz Kur'anda şöyle beyan ediyor: “Bir bela, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar.” (Enfal Sûresi, 25) Burada hemen aklımıza şu soru geliyor: “neden musibetlerin sadece zalimlere gelmeyip masumları da içine adlığı konusudur”. Yani musibet gelince kurunun yanında yaş da yanmakta, masum insanlarda canlarını ve mallarını kaybedebilmektedirler.

Bunun cevabı, bu dünyanın tecrübe ve imtihan yeri olması sırrında yatmaktadır. Yani eğer musibet geldiği vakit sadece zalimler ve günahkarlara isabet etse, masumlar ve günahsızlar bu musibetlerden korunsalar o zaman imtihan sırrına zıt bir durum ortaya çıkardı.

…bir deprem oluyor, yıkılan binaların altından sadece günahkarlar ölü çıkıyor, diğerlerine bir şey olmuyor, diğer taraftan bir sel felaketi geliyor zalimler boğuluyor masumlar gaybi bir el ile kurtarılıyor. Bunu duyan günahkar insanlar artık tövbe etmeye başlıyor, çünkü tövbe etmezse ibadetlerini yapmazsa bu dünyada hemen musibete maruz kalacağı düşüncesine kapılıyor….


İmtihan gereği olarak bir musibet geldiği zaman hem iyileri hem de kötüleri beraberce içine alıyor. Böylece imtihan sırrı kaybolmuyor. Eğer musibetlerde ve zulümlerde iyiler kurtulup sadece kötüler zarar görseydi, imtihan sırrı kaybolurdu. Kötüler de iyi olmak zorunda kalırlardı. Böylece Ebubekir (ra.) ruhlu insanlar ile Ebucehil ruhlu insanlar aynı seviyede kalırdı. Bu açıdan bazen hiç suçu olmayan günahsız kimseler de felaketlere maruz kalabilmektedirler. Fakat masumların bu musibetlerden dolayı büyük mükafatlar görürler. Musibetler onların günahlarına kefaret olur, derecelerini artırır. Eğer musibete maruz kalanlar, henüz teklif çağına gelmemiş çocuklar gibi masumlar ise onların bu dünyadan daha rahat ve huzurlu olan elemsiz ahiret alemlerine gitmelerine ve orada ebedi saadetlere nail olacakları Rahmet-i İlahiyenin şe'nidir.

Sorularla İslamiyet
hayırlı cumalar selam ve dua ile kardeşim

Jan. 9