Mustafa's profileGÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜ...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR.....Güzel Düsünen Hayatından Lezzet Alır...
DOSTLUK![]()
Sanat,Marifet ve İttifak![]() Sanat,Marifet ve İttifak Gücü ile Mücadele Etmek
Bediüzzaman Said Nursi eserlerinde dinsizlikle, terör ve anarşi ile nasıl mücadele edileceğini de detaylı olarak tarif etmiştir. Bunu da "... Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı san'at, marifet, ittifak silahıyla mücadele edeceğiz..." sözleriyle belirtmiştir. Said Nursi'nin bu sözleri insanların dinsizliğe karşı mücadelesinin ne şekilde olacağını anlamak açısından çok önemlidir. Bediüzzaman yukarıdaki sözünde üç tehlikeye dikkat çekmektedir: Cehalet, zaruret ve ihtilaf... İlk tehlikeye karşı, yani cehalete karşı halkın bilinçlendirilmesi son derece önemlidir. Yaşadığımız toplumda insanların büyük çoğunluğu dini bilgiye sahiptir, Allah'a ve dine inanır. Ancak yine büyük çoğunluğu dinin ve manevi değerlerin derinliğine inmez, sadece yüzeysel ve dahası kulaktan dolma bilgilere sahiptir. Dolayısıyla dinin getirdiği güzel ahlakı gerçek manada hayata geçirmesi mümkün olmaz. Bu sebeple cehaletin, yani bilgi eksikliğinin hızla ortadan kaldırılması şarttır. Bediüzzaman'ın dikkat çektiği ikinci tehlike ise zarurettir. İnsanlara, iman dışındaki düşünce ve yaşam tarzları birer "zaruret" gibi sunulmaktadır. Hayatın gerçeklerinden vazgeçilemeyeceği, dini yaşamanın buna engel olacağı öğretilmektedir. Said-i Nursi'nin son olarak dikkat çektiği ihtilaf tehlikesi de bugün mevcuttur. Bugün dünyada insanlar arasında birçok konu ihtilaflıdır. Çoğu zaman fikir birliğine varılamamakta ve pek çok konu tartışmalara, çatışmalara dönüşmektedir. Bu ihtilaf insanların en büyük odak noktası haline gelmekte, güzel ahlak, din ve ahiret tamamen unutulmaktadır. Oysa yapıcı bir yaklaşım ihtilafları kolayca çözer. Aklın ve vicdanın yolu birdir. Bu nedenle bu ihtilafın getireceği kargaşa ve kaos tehlikesine karşı doğrular çok açık bir şekilde ortaya konmalıdır. DUAMIZ...![]() DUA sığınaktır. DUA sevgimizi tazeleyiş,ruhumuzu ve asli vatanımızı hissediştir. DUA fukaranın besinidir,gariplerin yol arkadaşıdır,Ezeli sevgiliye giden yolun adıdır. DUA Allah'ı Allah'la paylaşma noktasıdır. DUA dünyaya,cehalete,küfre karşı Allah'la birlikte olma hali içinde O'nun adına savaşmaktır. DUA insanın kendi acz ve yoksulluğunu en büyük zenginlik ve kudret (Allah) karşısında kabullenmesidir. DUA evrenin sırlarını keşfediştir.Hikmeti Allah'tan öğrenip onu yaşayıştır. DUA ile açılan kapıdan daha geniş bir kapı yoktur bu anlamda. DUA Allah katında o kadar değerlidir ki dua eden tek bir insan kaldıkça Allah kıyameti koparmayacaktır. Ama düyadan semaya yükselen dualar kesildiği anda kıyamet kopacaktır. DUA sözlerin en güzelidir.Sesten değil kalpten,sevgiden ve nurdan yapılanıdır Duayla kurtulmayacak tek bir kalp bile yoktur. Dua hayatın adıdır aslında .Bu yüzden duayı sevgilerimize,dostluklarımıza,kardeşliğimize,aşklarımıza almalıyız. En güzel haller duayla gelir. Hesapsız dostluğun ,karmaşıklıktan sıyrılıp birliğin,ayrılıktan sonra kavuşmanın,gözyaşının, cennet kevserlerinin,sevdaların,gurbetlerin habercisi ve müjdecisidir dua. GÜLÜMSEMEK![]() GÜLÜMSEYİN...
Dostun yüzüne gülümsemek sadakadır.
Çünkü ; yüz, Kitabın kapağıdır. Kalbin aynasıdır. Aksiyonun ve hareketin öncüsüdür !.. *** Fakat !.. Aşırı gülmekten sakın !.. Çünkü ; “Aşırı gülmek kalbi öldürür.” Gülümse ; Sinirlerin gevşesin !.. Dertlerin çözülsün, Üzüntülerin yok olsun !.. Ruhun, aydınlansın !.. Kalbin ferahlasın Fakat hiç düşündün mü ? Bir yanda kahkahalar, Diğer yanda asık suratlar. Hoş mu ?!.. Şu halde; Ne kahkahalar arasında boğul !.. Ne de asık suratlı ol !.. İkisinin arasını bul !.. Çünkü her şeyin ortası iyidir… *** Gülümse !.. Çünkü gülümsemek; Huzurun habercisidir. Mutluluğun görüntüsüdür. İçtenliğin vazgeçilmez parçasıdır. Gülümse ve bunda samimi ol !.. Zira samimi olmayan gülümseme, Sahteciliktir… İki yüzlülüktür!.. Gülümse !.. Çünkü asık surat; Değerliyi de, Makamı da, Malı da değersiz kılar. Hayatı yaşanmaz hale getirir!.. Düşün !.. Sıkıntılı bir hayatta, Malın ne değeri kalır ? Makamın ne değeri kalır ? Rütbenin, şöhretin ne değeri kalır ? Meselâ iyi düşün !.. Evini, dünyanı, hayatını.. Cehenneme döndüren, Asık suratlı bir kadının, Güzelliği neye yarar ?!.. *** Gülümse !.. Çünkü ;çevrendeki her şey gülümsüyor; Çiçekler gülümsüyor, Ağaçlar, ormanlar gülümsüyor, Denizler, nehirler gülümsüyor. Gökyüzünde yıldızlar gülümsüyor. Havada uçuşan kuşlar, kelebekler gülümsüyor. Yerdeki böcekler gülümsüyor. Ve ilkbaharıyla, sonbaharıyla, Yazıyla, kışıyla.. Bütün bir dünya gülümsüyor. *** Gülümse ki ; Hayatın karmaşası içinde kaybolmayasın !... Gülümse ki ; Çevrendeki güzelliğin farkına varasın, Gülümse ki ; Asık suratlı olmaktan, Çirkin görünmekten, Karabasanlardan, Karanlık hayattan, Kirli kalpli olmaktan kurtulasın!... ![]() ALLAH HİÇ KİMSEYE TAŞIYAMAYACAĞI YÜK VERMEZ
Alıntı ( NURSEZA ) ALLAH HİÇ KİMSEYE TAŞIYAMAYACAĞI YÜK VERMEZ.! AŞURE GÜNÜ...![]()
Bu da Geçer Ya Hû!Bu da Geçer Ya Hû! Dervişin biri,uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır.Karşısına çıkanlara kendisine yardım edecek,yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar.Köylüler kendilerinin de fakir olduklarını,evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini tavsiye ederler. Derviş yola koyulur,birkaç köylüye daha rastlar.Onların anlattıklarından Şakirin bölgenin en zengin kişilerinden biri olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında başka bir çiftlik sahibidir. Derviş Şakir’in çiftliğine varır.Çok iyi karşılanır,iyi misafir edilir,yer içer, dinlenir.Şakir de aileside hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır… Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir’e teşekkür ederken, “Böyle zengin olduğun için hep şükr et.”der. Şakir ise şöyle cevap verir: “Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen gerçeğin ta kendisi değildir. Bu da geçer…” Derviş Şakir’in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür.Bir kaç yıl sonra dervişin yolu yine aynı bölgeye düşer.Şakir’i hatırlar,bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylüler ile sohbet ederken Şakir den söz eder. “Haa o Şakir’mi” der köylüler, “O iyice fakirledi,şimdi Haddad’ın yanında çalışıyor.” Derviş hemen Haddad’ın çiftliğine gider,Şakir’i bulur.Eski dostu yaşlanmıştır,üzerinde eski püskü giysiler vardır.Üç yıl önceki bir sel felaketinde bütün sığırları telef olmuş,evi yıkılmıştır.Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad’ın yanında çalışmak kalmıştır.Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad’ın hizmetkarıdır. Şakir bu kez Derviş’i son derece mutevazi olan evinde misafir eder.Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır…Derviş vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir’den şu cevabı alır: Üzülme…Unutma,bu da geçer…” Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer.Şaşkınlık içinde olup biteni öğrenir.Haddad birkaç yıl önce ölmüş,ailesi olmadığı içinde bütün varını yoğunu en sadık hizmetkarı ve eski dostu Şakir’e bırakmıştır.Şakir Haddad’ın konağında oturmaktadır,kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: “Bu da geçer…” Bir zaman sonra Derviş yine Şakir’i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Şakir’in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: “Bu da geçer…” Derviş, “ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır nede mezar.Büyük bir sel gelmiş,tepeyi önüne katmış,Şakir’den geriye bir iz dahi kalmamıştır… O aralar ülkenin sultanı,kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki ,mutsuz olduğunda umudunu tazelesin,mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın…Hiç kimse Sultanı tatmin edecek böyle bir yüzük yapamaz.Sultanın adamları da bilge Derviş’i bulup yardım isterler.Derviş, Sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir.Kısa bir süre sonra yüzük Sultan’a sunulur.Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: “Bu da geçer” yazmaktadır. TESETTÜRLÜYÜM, ÇÜNKÜ...
Alıntı (AY PARÇAM) |
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Thanks for visiting&comment!
PAYLAŞMAK GÜZELDİR Beğendiğiniz Herşeyi Alabilirsiniz... Yorumlarınıza değer veriyorum.. Herşey Gönlünüzce Olsun.
ahmed akwrote:
Zarafet ve güzelliğin davranışlara yansımasıdır edeb. Toplum hayatı içerisinde yaşayan insanların¸ en çok muhtaç olduğu ilişkilerdeki ölçüyü ve hoşça geçinmeyi öğütler bize. Güzelliği çağrısında¸ kötülüğün karşısında edeb vardır. Ruhu lekeleyen çirkinliklerden koruyan¸ insanı meleklerden üstün kılan özelliktir. Edeb mutlak güzelliktir.
İnsan edep sayesinde yüksek bir kültüre¸ yüce bir irfana erebilir. İnsan ibadetlerle cennete girebilir ama edeple Rabb'ının huzuruna varabilir. Sevgili Peygamberimizde miracda Hakk huzurunda bulunmanın edebine riayet ederek¸ gözünü ondan saptırmadan ve başka şeye kaydırmadan O'nun yakınlığına kavuşmuştu. Çünkü Habibini Yüce Rabbi terbiye etmişti. Edeb hayırdır. Edeb sahibi¸ îmânı ve tevhidi kendine yâr eder. Edebi olmayan¸ îmânını kaybeder¸ îmânı olmayan da iki âlemde içini¸ dışını ve yerini nâr eder. Güzelliğe gönül verenler hep güzellerle ve güzel işlerle birlikte olurlar. Ruhunu terbiye edip¸ hoş gönülle insanların içinde yaşayanlar¸ daima örnek gösterilirler. İç temizliği dışa da yansır. Cüneyd-i Bağdadi¸ hacca giderken Bağdat'a uğrayan talebelerinin son derece saygılı ve nazik davrandıklarını görünce Ebu Hafs'a¸ "Gönül bağlılarını saray mensupları gibi edeplendirmişsin" der. Ebu Hafs'da ¸ "Onların bâtınlarındaki edeb¸ zahirlerine yansımıştır" diye cevap vererek gönül bağlılarının gösterişçi bir davranış içinde olmadıklarını beyan eder. Tasavvufun insan ruhuna olan etkilerine işarette bulunur. Nitekim bir hadis-i şerifte; "Kalbi huşû içinde olanın¸ bedeni de öyle olur" denilmiştir. Hulûsi Efendi (k.s) de¸ bir mektubunda şöyle buyurur: "Zâhiri edebin¸ mânevî kemâlin âyinesidir. Bir şişeye ne koyarsan onu gösterir." Ehl-i edeb; güzel konuşan¸ bilgi sahibi olan¸ nefsini terbiye eden¸ haddini bilen¸ gönlünü temiz tutan ve ruhunu berraklaştıranlara denir. Büyüklerin yanında edebli bir şekilde bulunmak ne güzel şeydir. Allah'ın yarattığına hürmet etmek¸ Hakk'a hürmet etmek gibidir. Edebi terk etmek¸ huzurdan kovulmaya sebeptir. Büyükler "Huzur sergisinde edepsizlik eden¸ kapıya konur" demişlerdir. Güzel amellerde bulunmaya edeb¸ güzel konuşma ve yazma sanatına da edebiyat denmiştir. Allah'ın adı ile besmeleyle bezeli bir kapıdan girilerek¸ edebinden kızaran gülün timsali¸ muhabbetin seyriyle çıkılan bu gülşende güzellikler sizlerle olsun A.ŞEMSETTİN ATEŞ- SOMUNCU BABA DERGİSİ selam ve dua ile hayırlı cumalar kardeşim
Aug. 14
ahmed akwrote:
![]() Rabbimin İsmi Kuşatmıştır Tüm Mevcudatı..
Rahmansın, Rahimsin. Ne demek Rahman-Rahim? Kelime anlamı olarak aynı kökten gelmesine rağmen anlamları farklıdır. Merhamet eden, rahmeti ile her yeri kuşatan gibi çeşitli anlamlar vardır.
Dünyada her kuluna karşı merhametlisin Sen Rahman isminle. Öyle merhametlisin ki Sana inanmayanlara bile merhamet edersin, onları rızıksız bırakmazsın. Siz beni dünyada zikredin Ben de sizi ahirette zikredeyim dersin Rahim isminin tecellisi ile işte Rahim demek ahirette sadece mü’min kuluna karşı merhametlisin. Öyle büyüksün ki, ilmin, rahmetin, merhametin o kadar büyük ki anlayacak akıl, fikir lazım bize seni anlayacak, emirlerini yerine getirecek akıl, fikir, ilim ver.
Hamdimiz sanadır, yakarışımız sanadır, edebimiz, zikrimiz, fikrimiz Seninledir. Ne istersek Senden istet, nereye bakarsak tecellilerini göster. Esmâu’l Hüsnâ isminin ilkidir Er-Rahman Rahman sûresinde şöyle der “Öğretti kuranı, yarattı insanı…”
Fatma Yüksel
selam ve dua ile kardeşim
June 16
ahmed akwrote:
![]() O öyle bir güzel ki,
selam ve dua ile kardeşim
June 2
ahmed akwrote:
Çetin Yolların, Metin Yolcuları..
![]() “Korkma! Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz. Bu yol ki Hak yoludur, dönmek bilmeyiz yürürüz.” (M. Akif Ersoy) Yolcu yolunda gerek.. Sırat-ı müstakim olsa dahi yolun, yürümezsen seni bir yere götürmez! Meskenetin çukurunda kalakalırsın, Bir arpa boyu dahi yol alamazsın… Çetin yolların, metin yolcuları olur; yol yolcusuz kalmaz. Her yürüyüşün bir makamı vardır. Sen, doğru makamda yürümezsen başka yiğitler yürür. “İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini Allah’a satar.” (Bakara: 20 ) Donan, donanamaz; Donmadan, donan! Düzgün hamleler yap; emin bir zemin üzerinde yürü; devingen ve direngen ol. Âtıl kalma; âtıl kalan, bâtıl olur. Yolda duran yoldan çıkar; çıkarları yol edinir… Fecir yakındır, yakinin varsa. Letafet ve metanetle yürürsen perde perde karanlıklar yırtılır; altın saçlı sabahlar tüllenir ufkun yaslı yanaklarında… Herkes yüreği nispetince yürür. Zaman, yürekleri test etme zamanıdır. Yola revan ol, yokuşları aşmaya azmet. Yılmadan, yorulmadan zirvelere geril. Yolun, yönün belli, yar için terk-i diyar eden yiğitleri anımsa. Bunu önemse; meşakkatler şevkini kırmasın. Yalpalamadan yürü! Yürüyüş şanlı bir duruştur, duruluştur, doğruluştur. Yürüyen büyür; büyüleri bozar, Zengin dünyalara açılır, Engin ufuklara varır. “… Yollarımızı onlara açarız...” (Ankebut/63) “... Rabbinden gelen nurla yoluna devam eder. (Zümer/22) İlahi lutfa mazhar ol! Zafer, seferin meşakkatlerini göğüsleyenlerindir. Bu yolda mağlubiyet dahi galibiyettir. Dik dur, yolun dik/enlerine aldırma; mukavemet et, kutlu seferin neferisin. Yola koyul! Yürüyen varır, var olur, varlığına anlam kazandırır… Ve’l akıbetu li’l muttakiyn!... Nesip Hiçyılmaz selam ve dua ile kardeşim
Apr. 27
hakyol islam. .wrote:
![]() Yüreğim neden böyle kırılgan oldu Ya Rab!
Ben ki, senin izninle tüm tasalara göğüs gererdim. Peygamber hatırası bir tebessümle karşılık verirdim Elini kaldırıp üstüme yürüyene bile… “Kötü söz sahibinindir.” der sabrederdim. ……….ve sen Ya Rab! Yine senin lütfûn ile sahip olduğum Bu ahlâka şükretmem için hep izin verdin. Korumam için hep yardım ettin. Gün olmadı ki, bu davranışlarımın Karşılığında katından bir ödül bulmayayım… Gün olmadı ki, dilimden düşmediğin anlarda Tebessüme dönüşmesin bahşettiklerin… Ne zaman ki senin sohbetinden sıyrıldı yüreğim, İşte o günden beri biçareyim! Ne zaman ki kalbimdeki yerini başka heveslere pazarladım, İşte o andan beri avareyim! Senden uzaklık ateşmiş Ya Rab! Yanıyorum, merhamet et! Gül kokulu bahçeler düşlemedim. İçinde türlü nimetlerin olduğu cennetler hayal etmedim. Sana sığındığımda tek duam vardı dilimde… “Rabbim sana layık olmam için bana yardım et.” Seni her zerremde hissetmeyi diledim hep… Dert ortağım sendin. Dostum sendin. Kendi kendimle konuşmalarımda ve hesaplaşmalarımda Tasdik edicim sendin. Sorularıma yanıtlar bulurken baktığım her yerde, Kaynağının sen olduğunu bildiren sendin. Lakin senden uzaklara düşürdüm yüreğimi… Şimdi ümitlerimi ellerimle baltalıyor, Nefret rütbeleri giydiriyorum benliğime. Ne zaman ki, dalganın kıyıdan çekilişi gibi Çekildi yüreğim nihai hedefinden, Bil ki canlı olan ne varsa yok oldu bedenimden… Tüm kiri görünür oldu gözüme benliğimin. Senden uzaklık perişanlıkmış Ya Rab! Ölüyorum, merhamet et! Şimdi Yunus’ça yalvarıyorum. O Taptuk ki, senin kulundu, Varamadı aşık Yunus onun dergahına eğri odun ile… Bense tüm dalları eğri bir ağacım. Affet beni Ya Rab! Yine yüreğime kurdum tahtını.. Sana döndür yüzümü, beyaza boya bahtımı... Rabbim! Bedenimi de ruhumu da Öyle bir kapla ki varlığınla, SENDEN BAŞKA BİR ŞEY KALMASIN SELAM VE DUA İLE KARDEŞİM HAYIRLI AKŞAMLAR..
Feb. 11
ali zaimoğluwrote:
Feb. 1
ahmed akwrote:
HAYAT NE GARİP
![]() Hayat ne garip, bu yolculuğa başlarken herkes gülüyordu, bir tek ben ağlıyordum. Yolculuğun son deminde ise ben gülerken herkes ağlıyor olacak büyük bir ihtimalle. Garip olmasına garip de, acaba garip olan hayatın kendisi mi, yoksa biz insanoğlu mu? Hayatın bir garip yanı varsa, oda olsa olsa bizim gibi biçare yolculara yoldaşlık etmek. Yol bilmez, iz bilmez, dilinden keşkeler düşmez, neden diye sorgulamayı kendine siper edinmiş yolcularla ne kadarda başarılı bir ömür filmi çıkarılabilir ki. Hayat senaryosuna ne kadar başarısızlık yüklenebilir ki, senaryoda yazılanları idrak edemedikten sonra. Yönetmenin asıl ifade etmek istediğini çekip alamadıktan sonra.
Oysa hayat filmi öyle titizlikle kaleme alınmış ki, her şey büyük bir intizamın gölgesinde ilerliyor. Ağlanması gereken yerde ağlanıyor, gülünmesi gereken yerde gülünüyor. Koşulması gereken yerde koşuluyor, durulması gereken yerde duruluyor. Bütün bir film boyunca ev sahipliği yapan evren seti ve başrol oyuncularının en iyi rolü sergileyebilmesi adına arka planda koşuşturan, hiç görünmeyen ama bu senaryonun yapı taşlarını oluşturan varlık ekibi ve yapılan tüm hatalara rağmen tövbe ettirip yeniden bir şans daha veren yönetmenin tek amacıdır, bu yaşam filmiyle oyuncuya asıl idrak etmesi gerekeni göstermek. İşte bu öyle bir idrak ki, ya bu filmin sonun da yok olup gidersin hiçliklere doğru, ya da daima ayakta alkışlanırsın anlatılması gerekeni hakkıyla anlattığından ötürü. Kimi zaman neden ben diye bir soru düşer ya aklımıza, gaflet deryalarında yüzerken. Neden olmasını yüreğimizden uzak tuttuğumuz vakitlerin seherlerini hep gözler kapalımı bekleriz. Neden hep mutluluk isteriz, neden güzellikte ısrar ederiz. Neden hep ben ben deriz. Oysa mutluluğun büyüklüğü, çekilen acıların büyüklüğüyle örtüşmez mi, ya güzellik, çirkinliğin yaratılmasıyla bir şükür vesile olmamış mıdır? Özlem, sevgiyi yürekte perçinleyen değil mi, elem hala bir şeyler hissettiğimizin emaresi değil midir? Acının varlığı değil midir duyarlılık sınırımızı belirleyen. Bencillik kalbi mühürleyen bir nefis bekçisi değil mi? Biz vadilerinde özgürce koşmak varken, neden bencillik zindanlarında kaybolmalı ki insan. Her yaratılana neden vardır bir hikmeti gözüyle bakılmaz ki. Tevafuklar nasıl rastlantı diye anılır ki. Oysa yöneten bilmez mi, neyi nereye koyacağını, hangi sahnede neler oynanacağını, repliklerde onun dilemediği bir şeyin söylenemeyeceğini. O, her şeyi hakkıyla bilendir. Dilediğini dilediği gibi evirip çevirendir. Bize düşen senaryoyu hakkıyla oynamaktır. Ve yönetmene itaatkâr bir oyuncu olmaktır. İşte asıl garip olanın ta kendileri bizleriz. Maddi kazançları ebedi sanan, manevi kazançların hükmünü anlamayan, Mutlulukları dünyadakilerden ibaret bilen, acıları olgunluk vesilesi olarak algılayamayan, hasret ve özlemle büyümek yerine, her saniye küçülen, her şer altında bir hayır aramak yerine, neden feryatlarına sarılan, sevdayı yaratana ithaf etmek yerine, yaratılana iltifat etmekte bulan, vuslatı tebessümle beklemek yerine, acı bir son diye nitelendirmek, paylaşmanın zevkini, anlık doyumsuzluğuna tercih etmek, yüreklere Yaradan dan mükâfat olarak bırakılan sevgisini bile karşılık beklemeden sunamayan, asıl tüm garipliğine rağmen itiraftan aciz kalıp, hayatı gariplikle suçlayan bu aciz gönüller garip, hem de biçareliğim kol gezdiği şükürsüzlük ikliminde… Hamdolsun duyguları, kalem mızrabıyla nakşettirene… Ilknur Doğanay ![]() Selam ve dua ile hayırlı günler kardeşim
Jan. 27
°•.Simuzer .•° .wrote:
Nefsim! Hani söz vermiştin, "Evet, Sen benim Rabbimsin“ demiştin, hani vefan nerde kaldi?!
hayırlı akşamlar . selam ve dua ile..
Jan. 24
ahmed akwrote:
~~Bir Düşünüş Kırıntısı ~~ Yaşanılan her şey, durgun bir suya akseden görüntüler gibi. Nasıl engin sular bile hafif bir esintiye yenik düşüp dalgalanırsa; hissiyât da derinleştikçe, yaşanılanların gidişâtındaki en ufak bir seyirme öyle allak bullak eder gönülleri... Yaşam bizim için "Böyle gelmiş, böyle gider..."lerden daha öteye geçip, gerçek bir kulluğu yaşama idrakine dönüşmez miydi? SELAM VE DUA İLE KARDEŞİM HAYIRLI CUMALAR
Jan. 22
ahmed akwrote:
Musibetlerin günahlara keffaret olduğu söyleniyor. Peki musibetlerde mahsum ve günahsız insanlar da zarar görebiliyor. Bunu nasıl açıklarsınız ?
Bela ve musibetlerin mü’minler için bu dünyada yaptığı hataların karşılığıdır. Ancak bu musibetlerde günahsız ve masum insanlar da zarar görmekte, canları ve malları heder olabilmektedir. Bu noktada akla gelen sorulardan ilki “bu musibetlerden sadece günahkarlar nasiplerini alsalar, masumlar almasalar olmaz mı ?” sorusudur.
Sorularla İslamiyet
![]() hayırlı cumalar selam ve dua ile kardeşim
Jan. 9
|
|||||||||||||||||
|
|